Yaşadıklarımdan öğrendiğim şeyler var. Bunları içimde tutmak istemiyorum, içimden çıkarıp kelimelere, cümlelere dökmek, fotoğraflarla,çizimlerle bütünleştirip sizlere sunmak istiyorum.Kimi zaman bir kurabiyenin üstündeki ceviz ,kimi zaman bir taşın üstündeki bir martı, kimi zaman makarnanın üstündeki sos olarak dile gelmeli can bulmalı bu kelimeler…
Küçükken en çok sevdiğim şeylerden biri canım anneciğimle birlikte pastalar yapmaktı. Bizim evimizde pasta, börek tuzlu tatlı hamur işleri hiç eksik olmazdı. Annemle mutfak tezgâhının başına geçer poğaçalar, kurabiyeler yapardık. Şekilleri bozuk olsa bile anneciğim hiç bir şey demezdi. Hem böylece piştikten sonra kurabiyeler içlerinden kendiminkileri ayırmak daha kolay olurdu. Bunlar benim yaptıklarım diye övünürdüm, çünkü.
Çocukluğumdan en çok özlediğim şeylerden biride işte bu pasta kokusuna sinmiş anne kokusudur. Ben yemek, pasta yapmayı ve ona sevgimi katmayı annemden öğrendim. Şimdi ise yaptığım her yemeğe pastaya onun sevgisini katarak onunla hasret gideriyorum.
Çocukluğum kalabalık bir ailede geçti benim. Babaannem, babam, annem üç kız kardeş ve bir erkek kardeşten oluşan koskocaman mutlu bir aileydik.
Babaannem yaşadığı onca acıya rağmen hayat dolu, bakımlı, dimdik çok güçlü bir kadındı. Onun hayata dair çok şeyler öğreten hikâyeleri ile büyüdüm. Ondan öğrendiğim çok şey oldu, bana örgü örmesini de öğreten yine benim babaannemdi. İki ters bir düzdü örgü meselâ. Küçükken gözüne inen bir perde yüzünden çok iyi görmeyen gözlerine rağmen çok güzel şeyler örerdi babaannem. Çeyiz sandığımda lâvanta kokusunda saklarım onun ördüklerini hala. Belki de el becerisi kazanmama ve bu konularda bu kadar hevesli olmama sebeptir babaannem.
İşte bende ailemden gelen bu genlere hayal gücümü de ekleyerek hobiye dönüştürdüğüm yeteneklerimi bu blogda sizlerle paylaşmak yaşadığım hayata minik bir ayak izi bırakmak istiyorum. Bu blog onun için var.Minik ayak izlerim sizlerin ayak izlerinizle buluşmaya çok hevesli.Şimdiden bir heyecan bir mutluluk sardı içimi...Bu güne kadar biriktirdiklerim,öğrendiklerim pembe pembe zihnimde dans etmeye hadi beni paylaş,hayır beni paylaş demeye başladı bile…
Son olarak neden “BEGONYACA” diye soracak olursanız Begonya benim biricik erkek kardeşimin bana seslendiği ve benim çok hoşuma giden hitap.
Bu blog bana dokunan bende iz bırakan sevdiklerimin ayak izlerini sizinle paylaşmak ve onları yaşatmak için oluştu.Paylaştıkça çoğalmaya ,acıları azaltıp mutlulukları arttırmaya var mısınız?
O zaman Begonyanın dünyasına hoş geldiniz,iyi ki varsınız...